MAKALE: 29.01.2026/12
Kontrol Edilen Kurum Kazançlarının Vergilendirilmesi
Centrum Türkiye Kıdemli Müdürü Sn. Alper Küçük’ün bu makalesi, KVK md.7 kapsamındaki kontrol edilen yabancı kurum (KEYK) rejimini ve kazançların düşük vergili ülkelere kaydırılmasını önlemek amacıyla dağıtılmasa bile belirli şartlarda Türkiye’de vergilendirilmesini özetlemektedir. KEYK sayılmada doğrudan/dolaylı birlikte kontrol ve P sermaye–oy–kâr payı eşiği ile vergilemede dönem sonu pay oranının esas alınması açıklanmakta; vergileme için pasif gelir oranı, düşük vergi yükü ve asgari hasılat şartlarının birlikte aranacağı vurgulanmaktadır. Ayrıca kazancın kurum ortaklık payı oranında matraha dahil edilmesi ve zincir iştiraklerde mükerrer vergilemenin önlenmesine ilişkin temel uygulama esasları ele alınmaktadır.
23.01.2026'da yayımlanan Centrum Time dergimizin 24. sayısında yer alan bu makalemize ve diğer içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.
Kontrol edilen yabancı kurum (KEYK) kazançlarının vergilendirilmesi, uluslararası vergi planlaması yoluyla kazançların düşük vergili veya vergisiz ülkelere kaydırılmasının önlenmesi amacıyla geliştirilen önemli bir vergi güvenlik müessesesidir. Bu düzenlemeler ile yurt dışında kurulan veya iştirak edilen şirketler aracılığıyla elde edilen kazançların, fiilen dağıtılmamış olsa dahi belirli şartların varlığı hâlinde Türkiye’de vergilendirilmesi amaçlanmaktadır. Böylece vergi matrahının aşındırılması ve haksız vergi avantajlarının elde edilmesi engellenerek adil ve dengeli bir vergi sistemi oluşturulması hedeflenmektedir.
Türk vergi mevzuatında kontrol edilen yabancı kurum kazançlarına ilişkin düzenlemeler, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesinde yer almakta olup, bu madde ile tam mükellef kurumların kontrol ettikleri yabancı kurumlar üzerinden elde ettikleri kazançların vergilendirilmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Bu kapsamda; yabancı kurumun ortaklık yapısı, gelirlerinin niteliği ve tabi olduğu efektif vergi yükü gibi kriterler esas alınmakta, söz konusu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde yabancı kurum kazançları, dağıtıma konu edilmesine bağlı olmaksızın Türkiye’de kurum kazancına dâhil edilmektedir. Düzenleme, zararlı vergi rekabetinin önlenmesi, vergi kayıp ve kaçağının azaltılması bakımından önemli bir işlev görmektedir.
Kontrol Edilen Yabancı Kurum Kavramı
Tam mükellef kurumlar ile tam mükellef gerçek kişilerin, yurt dışında kurulu bir şirkette doğrudan veya dolaylı olarak, tek başlarına ya da birlikte sermaye, kâr payı veya oy kullanma hakkının en az %50’sine sahip olmaları hâlinde, söz konusu yurt dışı iştirak Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesi kapsamında kontrol edilen yabancı kurum olarak kabul edilmektedir. Mevzuatta yer alan “doğrudan veya dolaylı” ile “ayrı ayrı ya da birlikte” ifadeleriyle, ortaklık yapısının kişi veya grup şirketleri arasında paylaştırılması suretiyle kontrol oranının mevzuatta belirlenen eşik değerin altına düşürülmesi ve bu yolla düzenleme kapsamı dışına çıkılması engellenmek istenmiştir.
Bir yurt dışı şirketin kontrol edilen yabancı kurum sayılıp sayılmayacağının tespitinde, tam mükellef kurumlar ile tam mükellef gerçek kişilerin birlikte sahip oldukları paylar topluca dikkate alınır. Böyle bir durumda, kurumlar ile gerçek kişiler arasında ortaklık, akrabalık veya başka bir ilişki bulunup bulunmaması önem taşımaz. Ayrıca kontrolün varlığı sadece doğrudan ortaklıklarla sınırlı değildir; iştirak yapısı birden fazla şirket üzerinden dolaylı olarak kurulmuş olsa dahi, zincirin en sonundaki dolaylı iştirake kadar tüm ortaklık ilişkileri değerlendirmeye alınmaktadır.
Kontrol oranının tespitinde, ilgili hesap döneminde herhangi bir tarihte ulaşılan en yüksek oran dikkate alınmakta; ancak vergilemeye esas iştirak oranı, yurt dışı iştirakin hesap döneminin kapandığı tarihteki pay durumuna göre belirlenmektedir. Bu nedenle, hesap döneminin kapanmasından önce iştirakin tamamen elden çıkarılması hâlinde, söz konusu iştirak için kontrol edilen yabancı kurum hükümleri uygulanmamaktadır.
Kontrol Edilen Yabancı Kurum Kazancının Türkiye'de Vergilendirilme Şartları
Vergi mevzuatımızda iştirak kazançlarının vergilendirilmesi kural olarak kâr dağıtımına bağlıdır. Ancak bazı ülkelerde uygulanan avantajlı vergi rejimleri ve kâr dağıtımına ilişkin zorunlulukların bulunmaması, kazançların dağıtılmaksızın yurt dışında tutulmasına ve bu yolla vergi ertelemesine imkân sağlamaktadır. Bu durum, zararlı vergi rekabetinin temel unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesi uyarınca, kontrol edilen yabancı kurum sayılan yurt dışı iştiraklere ait kazançların, Türkiye’de fiilen dağıtılmış olsun ya da olmasın kurumlar vergisine tabi tutulabilmesi için, aşağıdaki şartların birlikte sağlanması gerekmektedir;
- Pasif Gelir Şartı (%25)
Yurt dışı iştirakin ilgili yıldaki toplam gayrisafi hasılatının en az %25’inin pasif nitelikli gelirlerden oluşması gerekmektedir. Bu düzenleme, faiz, kâr payı, lisans ve kira gelirleri gibi gerçek bir üretim organizasyonu ve ticari risk gerektirmeyen, kolaylıkla başka ülkelere taşınabilen gelirlerin düşük vergili ülkelerde toplanarak Türkiye’de vergiden kaçınılmasını önlemeyi amaçlamaktadır.
Bu kapsamda; iştirakin esas faaliyetleriyle uyumlu sermaye, organizasyon ve personel yapısına dayanmaksızın elde edilen gelirler pasif nitelikli gelir olarak kabul edilmektedir. Faaliyet ölçeğiyle orantısız şekilde elde edilen ticari kazançlar da aynı kapsamda değerlendirilir.
Ayrıca kontrol edilen yabancı kurumun bağlı ortaklıklarından veya iştiraklerinden elde ettiği kâr payları da, kaynağına bakılmaksızın pasif nitelikli gelir sayılmaktadır. Söz konusu iştirakin ya da bağlı ortaklığın aktif ticari faaliyette bulunması, üretim yapması veya hizmet vermesi nedeniyle aktif gelir elde etmesi, söz konusu kar paylarının pasif nitelikli gelir olduğu sonucunu değiştirmemektedir.
- Düşük Vergi Yükü Şartı (%10)
Yurt dışındaki iştirakin ticari bilanço kârı üzerinden %10'dan az oranda gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergi yükü taşıması gerekmektedir.
Kontrol edilen yabancı kurum sisteminin amacı, tüm yurt dışı yatırımları değil; kazançların bilinçli şekilde düşük vergili veya fiilen vergilenmeyen ülkelere yönlendirildiği yapıları hedef almaktadır. Bu nedenle yabancı iştirakin efektif vergi yükünün %10’dan az olması şartı aranmıştır.
Vergi yükü; ilgili dönemde dağıtılabilir kurum kazancı üzerinden tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin, toplam dağıtılabilir kazanç ve buna ilişkin vergiler toplamına oranlanması suretiyle hesaplanır. Dağıtılabilir kurum kazancı belirlenirken, dönem kârından ayrılan karşılıklar ve yedek akçeler (zorunlu yedekler dâhil) dağıtılabilir kâr kabul edilir. Buna karşılık, vergi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınamayan ancak fiilen yapılmış ve dağıtılması mümkün olmayan giderler dağıtılabilir kazanca eklenmeyecektir.
Kazanç içinde istisna gelirler varsa, istisna uygulandıktan sonra kalan matrah üzerinden hesaplanan vergi dikkate alınır. Geçmiş yıl zararları nedeniyle vergi çıkmaması ya da düşük çıkması halinde, zarar mahsubu sonrası matraha isabet eden vergi esas alınacaktır. İlave olarak, istisna kazançlar üzerinden stopaj yoluyla ödenen vergiler de toplam vergi yüküne dâhil edilecektir.
Vergi yükü hesabında sadece kontrol edilen yabancı kurumun bulunduğu ülkede tahakkuk eden gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler dikkate alınır; başka ülkelerde ödenen vergiler veya kazancın dolaylı olarak Türkiye’ye transferi sırasında ödenen vergiler hesaba katılmayacaktır.
- Asgari Hasılat Şartı (100.000 TL)
Yurtdışındaki iştirakin ilgili hesap dönemindeki toplam gayrisafi hasılat tutarının 100.000 TL karşılığı yabancı parayı geçmesi gerekir. Bu tutarın altında kalan iştirakler, diğer tüm şartları sağlasa bile Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesi kapsamında vergilendirilmez. Yabancı para cinsinden hasılatın TL karşılığı ise, iştirakin hesap döneminin son günü itibarıyla T.C. Merkez Bankası tarafından açıklanan döviz alış kuru esas alınarak belirlenir.
Kurumlar Vergisi Matrahına Dahil Edilecek Kontrol Edilen Yabancı Kurum Kazancının Tespiti
Kontrol edilen yabancı kurum kazancı uygulamasında Türkiye’de vergilendirilecek kazanç, yurtdışı iştirakin giderler ve geçmiş yıl zararları düşüldükten sonra, ancak istisnalar uygulanmadan önce tespit edilen vergi öncesi kurum kazancıdır. Zarar mahsubu sonucunda dağıtılabilir bir kâr oluşmaması halinde, kontrol edilen yabancı kurum kazancı kapsamında Türkiye’de vergilendirilecek bir kazanç söz konusu olmayacaktır. Böylelikle vergilendirme fiilen elde edilebilir kârla sınırlı tutulmuş olacak ve zarar nedeniyle kazancın bulunmadığı durumlarda ilave bir vergi yükü yaratılmayacaktır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, yurt dışında kurulu şirketin kontrol edilen yabancı kurum olup olmadığının tespitinde gerçek kişilerin elinde bulunan hisseler de dikkate alınır. Ancak bu kuruma ortak olan gerçek kişilerin söz konusu yurt dışı iştiraklerden elde edecekleri kazançlar Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 7'nci maddesi kapsamında değerlendirilmez. Söz konusu madde uyarınca vergilendirme, yalnızca kontrol edilen yabancı kurumdan kazanç elde eden tam mükellef kurumlar açısından geçerlidir. Gerçek kişiler açısından vergilendirme ise 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 75/2. maddesi kapsamında menkul sermaye iradı olarak vergilendirilmektedir.
Kontrol edilen yabancı kurum şartlarının sağlanması durumunda, yurtdışında kurulu iştirakin fiilen dağıtım yapıp yapmadığına bakılmaksızın elde ettiği kâr, iştirakin hesap döneminin kapandığı ayı içeren vergilendirme dönemi itibarıyla Türkiye’deki tam mükellef kurumların kurumlar vergisi matrahına ortaklık payları oranında dahil edilir. Aynı esas, ilgili dönemlerde geçici vergi matrahlarının tespitinde de geçerlidir.
Kontrol edilen yabancı kurum kârının sermayeye eklenmesi durumunda, sermayeye eklenen söz konusu kâr da anılan madde hükümleri çerçevesinde Türkiye’de vergilendirilecektir.
Türkiye’de kurulu tam mükellef bir kurumun, doğrudan veya dolaylı olarak birden fazla kontrol edilen yabancı kuruma iştirak etmesi mümkündür. Bu durumda, dolaylı olarak iştirak edilen yabancı kurumların kazançları da doğrudan iştirak edilenler gibi kontrol edilen yabancı kurum kazancı hükümleri çerçevesinde tespit edilerek vergilendirilir. Kontrol edilen yabancı kurumun tespitinde ve kazancının vergilendirilmesinde esas alınması gereken yaklaşım, yurt dışındaki iştirakin sermaye, oy veya kâr payı üzerinde doğrudan veya dolaylı hâkimiyeti bulunan ilk tam mükellef kurumdan hareket edilmesidir. Bu kurum nezdinde vergileme yapıldıktan sonra, ortaklık zincirinde yer alan diğer tam mükellef kurumlara doğru mükerrer bir vergilendirmeye gidilmez. Böylece hem çifte vergilendirme riski önlenir, hem de vergilendirme doğru mükellef nezdinde gerçekleştirilmiş olur.
KVK’nun 7’nci maddesi hükümleri kapsamında daha önce Türkiye’de vergilendirilmiş olan yurt dışı iştirak kazançları, sonradan kâr payı olarak dağıtıldığında Türkiye’de tekrar vergilendirilmez. Ancak, yabancı kurumun dağıttığı kâr payı tutarı, Türkiye’de daha önce vergilendirilen kazancı aşarsa, bu aşan kısım kurumlar vergisine tabi tutulur.
Yurtdışında Ödenen Vergilerin Mahsubu
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 33’üncü maddesi uyarınca, kontrol edilen yabancı kurumun bulunduğu ülkede ödediği gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler, kontrol edilen yabancı kurum kazancı kapsamında Türkiye’de hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilir. Ancak bu mahsup yalnızca ilgili kazanca isabet eden vergi tutarı ile sınırlıdır, yabancı kurumun bulunduğu ülke dışındaki ülkelerde ödenen vergiler mahsup edilemez.
Vergi cenneti olarak kabul edilen ülkelerde bulunan kontrol edilen yabancı kurumlara yapılan ödemeler üzerinden, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 30/7’nci maddesi uyarınca Türkiye’de stopaj yoluyla ödenen vergiler, söz konusu yabancı kurum kazancının kontrol edilen yabancı kurum kapsamında Türkiye’de beyan edilen kurum kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden indirilebilecektir. Bununla birlikte, bu mahsup imkânı sınırsız olmayıp, yalnızca ilgili ödemelerden doğan kazanca isabet eden kurumlar vergisi tutarıyla sınırlıdır. Böylece düzenleme, bir yandan çifte vergilendirmeyi önlemeyi amaçlarken, diğer yandan mahsup yoluyla Türkiye’de ödenmesi gereken kurumlar vergisinin azaltılmasının önüne geçmektedir.
SONUÇ
Kontrol edilen yabancı kurum kazançlarının vergilendirilmesine ilişkin düzenlemeler, küreselleşen ekonomik yapıda kazançların düşük vergili ülkelere kaydırılması yoluyla vergi ertelemesi veya vergiden kaçınma uygulamalarının önüne geçilmesi bakımından Türk vergi sisteminde önemli bir güvenlik mekanizması oluşturmaktadır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7’nci maddesi ile getirilen bu sistem sayesinde, yurt dışında kurulu veya iştirak edilen şirketler aracılığıyla elde edilen kazançlar, fiilen dağıtılmamış olsa dahi belirli şartların varlığı halinde Türkiye’de vergilendirilerek vergi matrahının aşındırılması engellenmektedir.
Kontrol edilen yabancı kurum uygulamasında; kontrol oranı, gelirlerin pasif nitelikte olması, efektif vergi yükünün düşük olması ve asgari hasılat eşiğinin aşılması gibi kriterlerin birlikte değerlendirilmesi, düzenlemenin hedef odaklı ve seçici bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu sayede, gerçek ekonomik faaliyete dayanan ve yeterli vergilendirmeye tabi tutulan yabancı iştirakler sistem dışında bırakılırken, ağırlıklı olarak vergi avantajı sağlamak amacıyla kullanılan yapılar vergileme kapsamına alınmaktadır.
Diğer taraftan, yurt dışında ödenen vergilerin belirli sınırlar dâhilinde Türkiye’de hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilmesi, çifte vergilendirmeyi önleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır.
Sonuç olarak, kontrol edilen yabancı kurum kazançlarının vergilendirilmesine ilişkin düzenlemeler; vergi adaletinin sağlanması, zararlı vergi rekabetinin önlenmesi ve vergi kayıp ve kaçağının azaltılması bakımından önemli bir işlev üstlenmektedir. Bu çerçevede, yurt dışı iştirak yapısına sahip mükelleflerin, kontrol edilen yabancı kurum hükümlerini yalnızca kâr dağıtımı aşamasında değil, yatırım ve yapılandırma sürecinin başından itibaren dikkate almaları, olası vergi risklerinin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
