Sizi Arayalım
Ortağın Şirketten Borç Kullanması, Kar Payı Alması veya Huzur Hakkı Almasının Vergisel Yönden Karşılaştırması

MAKALE: 29.01.2026/06

Ortağın Şirketten Borç Kullanması, Kar Payı Alması veya Huzur Hakkı Almasının Vergisel Yönden Karşılaştırması

Centrum Türkiye Kıdemli Müdürü Sn. Dinçer Baydemir tarafından kaleme alınan bu makalede, şirket ortağının şirket kaynaklarından yararlanma yöntemleri olan şirketten borç kullanımı, kâr payı alımı ve huzur hakkı (ücret) elde etmesi vergisel açıdan karşılaştırılmaktadır. Huzur hakkının TTK, GVK, KVK, damga vergisi, VUK ve SGK boyutundaki şartları ve riskleri; kâr payı dağıtımında stopaj ve beyan süreci; ortağa borç verilmesinde ise transfer fiyatlandırması, adat faizi ve KDV yükümlülükleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Ayrıca uygulamaların vergi maliyetleri örnek hesaplarla kıyaslanarak; şirketin kâr/zarar durumu, devreden KDV varlığı ve faiz ortamına göre hangi yöntemin daha rasyonel olabileceğine ilişkin pratik sonuç ve öneriler sunulmaktadır.

23.01.2026'da yayımlanan Centrum Time dergimizin 24. sayısında yer alan bu makalemize ve diğer içeriklere buradan ulaşabilirsiniz.

Sermaye şirketlerinde ortakların şirketle olan mali ilişkileri, hem ticaret hukuku hem de vergi hukuku açısından özel düzenlemelere tabidir. Bu ilişkilerin vergisel boyutu, özellikle vergi güvenliği ve vergi adaletinin sağlanması bakımından önem arz etmektedir. Türk vergi mevzuatında, ortakların şirket kaynaklarını kişisel menfaatleri doğrultusunda kullanmalarını önlemeye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır.

Bu çalışmada, ortağın şirketten borç kullanması, kâr payı alması ve huzur hakkı elde etmesi uygulamaları; vergisel sonuçları, riskleri ve maliyet unsurları bakımından değerlendirilecektir.

HUZUR HAKKI NEDİR

Huzur Hakkı, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “Belli bir konuyu görüşmek için toplanan bir kurulun üyelerine ödenen para, hakkıhuzur’’ olarak tanımlanmaktadır.

Bunun yanı sıra, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından 10.05.2010 tarihinde verilen ve E:2010/5400, K:2010/5060 sayılı Karar’da huzur hakkı; “… o dönemde çalışan yöneticilerin harcadıkları emek ve mesailerine karşılık, genel kurul kararları ile belirlenen ve yöneticilere genellikle aylık olarak ödenmesi kararlaştırılan bir meblağdır. Davacının ileri sürdüğü şekilde, tek bir yöneticiye ve yapılan belli bir işin karşılığı olarak ödenecek bir meblağın huzur hakkı olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.’’ şeklinde ifade edilmiştir.

Anonim Şirketlerde Huzur Hakkı

TTK’nın 408/(b) maddesinde; “Yönetim kurulu üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları. ’ibaresi yer almaktadır. Buna göre, yönetim kurulu üyelerinin seçiminde ve yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücret, huzur hakkı, ikramiye ve primlerin tespitinde şirket genel kurulu yetkilendirilmiştir. Ayrıca, yine TTK’nın 394. maddesinde “Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebilir’ ’ibaresi yer almaktadır.

Anonim şirket esas sözleşmesine konulacak bir hükümle veya genel kurul kararıyla yönetim kurulu üyelerine katıldıkları her toplantı için bir ücret ödene bileceği (huzur hakkı) gibi belirli dönemlerde ücret ödenmesi de kararlaştırılabilir. Bu kapsamda; TTK’nın 394. ve 408/(b) maddeleri uyarınca, yönetim kurulu üyelerine ödenecek ücret, huzur hakkı, ikramiye ve primlerin tespiti için:

  • Şirket esas sözleşmesinde konu ile ilgili bir madde yer almalı veya
  • Şirket genel kurulu tarafından bu ödemenin yapılabilmesi için bu konuya özgü bir genel kurul kararı alınmış olmalıdır.

Yine TTK’nın 408. maddesinin 3. fıkrasında; “Tek pay sahipli anonim şirketlerde bu pay sahibi genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek pay sahibinin genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır.’’ hükmü yer almaktadır. Başka bir ifadeyle; anonim şirkette tek ortak bulunması ve tek ortağın genel kurulun bütün yetkilerine sahip olması, ortak tarafından alınan kararların yazılı olması koşuluna bağlanmıştır. Bu doğrultuda, tek ortaklı anonim şirketlerde ortak tarafından alınacak ücret, huzur hakkı, ikramiye ve primler ile ilgili kararların da yazılı olması gerekmektedir.

Limited Şirketlerde Huzur Hakkı

TTK’nın 622. maddesi uyarınca, anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümler, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanmaktadır. Yine TTK’nın “B) Yönetim ve Temsil’’ başlıklı 623. maddesinde; “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir.’’ ibaresi yer almakta ve “Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler.” şeklinde devam etmektedir. Anılan TTK hükmü uyarınca, ortak olan veya olmayan müdür veya müdürler limited şirketin yönetim ve temsili ile yetkilidir. Bu nedenle limited şirket müdürler kurulu, anonim şirket yönetim kuruluna benzemektedir.

Bu kapsamda, anonim şirket yönetim kurulu başkan ve üyelerine yapılan ödemeler ile limited şirket ortaklar kurulu tarafından belirlenen limited şirket müdürlerine yapılan ödemeler de huzur hakkı olarak nitelendirilebilecektir.

Huzur Hakkının Kanuni Düzenlemeler Açısından Değerlendirilmesi

Türk Ticaret Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

TTK’nın 394. maddesinde ise; “Yönetim kurulu üyelerine, tutarı esas sözleşmeyle veya genel kurul kararıyla belirlenmiş olmak şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim ve yıllık kârdan pay ödenebilir” şeklinde düzenlenmiştir.

Gelir Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

GVK’nın 61. maddesi uyarınca; yönetim kurulu başkanı veya üyesi olarak huzur hakkı elde eden kişi gerçek kişi ise bu kişilere yapılan ödemeler ücret olarak değerlendirilmektedir. GVK’nın “Vergi Tevkifatı’’ başlıklı 94. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61’inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104’üncü maddelere göre’’ vergiye tabi tutulmaktadır.

Kurumlar Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (KVK’nın) 6. maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağına ve safi kurum kazancının tespitinde GVK’nın ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağına yer verilmiştir. GVK’nın “İndirilecek Giderler’’ başlıklı 40. maddesinin 1. fıkrasına göre “Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler’ ’safi kazancın tespitinde indirim olarak kabul edilmektedir.

Kurumların kendi ortakları, ilişkili kişiler arasında sayıldığından, şirket ortaklarına hizmetleri karşılığında olmak kaydıyla emsaline uygun olarak ödenen huzur hakkının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabileceğine cevaz verilmiştir. Başka bir ifadeyle, kurumun ilişkili kişi sayılan yönetim kurulu başkan veya üyelerine emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak yapılan mal veya hizmet alım ya da satım işlemlerinin transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımı olarak değerlendirilebileceği için yönetim kurulu başkan veya üyelerine yapılacak huzur hakkı ödemelerinin kurumun mali yapısına uygun ve makul düzeyde olması gerekmektedir. Aksi durumda, KVK’nın 13.maddesinde belirtilen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtılması hakkındaki hükümlerin uygulanacağı ve emsaline göre fazla ödenen ücret tutarının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılamayacaktır.

Damga Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun IV-1/b fıkrası uyarınca; “Maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar (avans olarak ödenenler dahil) için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden ödenmeyerek kişiler  adına açılmış veya açılacak cari hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kâğıtlar’’ üzerinden binde 7,59 nispetinde damga vergisi ödenmektedir. Bu sebeple, yönetim kurulu başkan ve üyelerine yapılan brüt huzur hakkı tutarı üzerinden binde 7,59 nispetinde damga vergisi ödenmesi gerekmektedir.

Vergi Usul Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun (VUK’un) 238. maddesi uyarınca, GVK’ya göre ücret kabul edilen huzur hakkı ödemeleri için de “bordro’’ düzenlenmesi gerekmektedir.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu Açısından Değerlendirilmesi

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 4/b-3 maddesi uyarınca; Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları kısa ve uzun vadeli sigorta uygulaması açısından sigortalı sayılmakta ve 4/b (Eski Bağ-Kur) kapsamında yer almaktadır. Başka bir deyişle; anonim şirketlerin yönetim kurullarında görev alan ortakları, 4/b sigortalısı sayıldığından ve hizmet akdine bağlı bir işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanmadığı için bu kişilere ödenecek huzur hakkından sigorta primi kesilmeksizin bu kişiler adına her ay bordro düzenlenip gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.

Bu arada bazı yönetim kurulu üyeleri hem şirket çalışanı olarak bordrolu gözükmekte hem de yönetim kurulu olarak kendilerine huzur hakkı ödemesi yapılmaktadır. Şirket çalışanı olduklarından dolayı zaten 4/a kapsamında aldıkları ücretten sigorta primi kesintisi yapılmaktadır. Dolayısıyla ayrıca almış oldukları huzur hakkı ödemeleri için herhangi bir sigorta kesintisi yapılmaması gerekmektedir.

Huzur Hakkı Hesaplamasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Huzur hakkı uygulamalarında sıklıkla karşılaşılan hatalar, şirketlerin hem mali hem de hukuki yükümlülükler açısından riskle karşılaşmasına neden olabilir. Bu nedenle şu hususlara özellikle dikkat edilmelidir:

  • Genel Kurul Kararı olmadan yapılan huzur hakkı ödemeleri geçersizdir. Mutlaka resmî karar alınmalı ve karar defterine kaydedilmelidir.
  • Tutarlar belirlenirken emsal ücret analizi yapılmalıdır. Aksi takdirde, yüksek tutarlı ödemeler "örtülü kazanç dağıtımı" kapsamında incelenebilir.
  • Aynı kişi hem huzur hakkı hem maaş alıyorsa, bu durumun bordrolarda açık şekilde gösterilmesi gerekir.
  • Bordro sisteminde huzur hakkı ayrı kalem olarak muhasebeleştirilmeli, genel maaş bordrosuyla karıştırılmamalıdır.
  • KVK ve GVK uyumu açısından yapılan ödeme ve kesintilerin şeffaf biçimde raporlanması önemlidir.

Huzur Hakkındaki Ücret Kesintisinin Vergi Yükü ile Huzur Hakkı Ödemelerinin Gider Yazılması Avantajının Karşılaştırılması

Gelir Vergisi Kanunun 61’inci maddesine göre huzur hakkı ödemeleri ücret olarak tanımlanmakta ve stopaj yoluyla vergilendirilmektedir. Buna göre, huzur hakkı ödemelerinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun 103. Maddesinde ücretler için belirlenen vergi dilimlerine göre stopaj kesintisi yapılmaktadır. Ayrıca, huzur hakkı ödemelerine, Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/18 maddesinde yer alan asgari ücretten gelir vergisi istisnası ve damga vergisi istisnasının uygulanacağı da unutulmamalıdır. Dolayısıyla asgari ücrete kadara ödenecek huzur hakkı için şirkette bir vergi yükü oluşmayacaktır. Ancak zararda olan ve asgari ücretin üzerinde huzur hakkı ödeyen şirketlerde ise huzur hakkının gider efekti de kullanılamayacağı için şirkete vergi yükü oluşturacağı tabidir.

Ayrıca, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve ilgili mevzuat çerçevesinde; 4/1-a kapsamındaki sigortalılara ödenen huzur hakkı ödemelerinden sigorta primi kesilecek, söz konusu kişi, aynı yerde 5510 sayılı Kanunun 4-1/b kapsamında çalışıyorsa bu kişiye ödenecek huzur hakkı ödemesi sigorta prime tabi değildir.

Huzur hakkı ödemeleri Gelir Vergisi Kanunun 61’inci maddesi düzenlemesi gereğince ücret olarak vergiye tabi olmakla birlikte işletmeler tarafından yapılan bu ödemeler Gelir Vergisi Kanunun 40/1. Maddesi kapsamında vergi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınmaktadır. Bu noktada huzur hakkı ödemelerinde, vergi yükü ve vergi avantajı kıyaslaması yapılmasını gerektirmektedir. Vergi yükü ve vergi avantajı kıyaslaması aşağıdaki gibidir.

Ay

 Brüt Huzur Hakkı

 Gelir Vergisi

Damga Vergisi

İstisna Gelir Vergisi

 İstisna Damga Vergisi

Net Tutar

Ocak

145.299,95

21.794,99

             1.102,83

4.211,33

250,6977

126.864,16

Şubat

151.647,67

28.094,53

             1.151,01

4.211,33

250,6977

126.864,16

Mart

159.450,27

35.837,91

             1.210,23

4.211,33

250,6977

126.864,16

Nisan

169.435,82

45.747,67

             1.286,02

4.211,33

250,6977

126.864,16

Mayıs

169.435,82

45.747,67

             1.286,02

4.211,33

250,6977

126.864,16

Haziran

169.435,82

45.747,67

             1.286,02

4.211,33

250,6977

126.864,16

Temmuz

168.983,97

45.625,67

             1.282,59

4.537,75

250,6977

126.864,16

Ağustos

167.492,64

45.223,01

             1.271,27

5.615,10

250,6977

126.864,16

Eylül

167.492,64

45.223,01

             1.271,27

5.615,10

250,6977

126.864,16

Ekim

184.447,89

62.050,73

             1.399,96

5.615,10

250,6977

126.863,00

Kasım

188.350,34

65.922,62

             1.429,58

5.615,10

250,6977

126.863,94

Aralık

188.350,48

65.922,67

             1.429,58

5.615,10

250,6977

126.864,03

Toplam

2.029.823,32

552.938,16

       15.406,36

57.881,20

3.008,37

1.522.368,37

Toplam Vergi

İstisna Tutar

Ödenecek Vergi

Stopaj Olarak Ödenen Gelir Vergisi

568.344,52

60.889,57

507.454,95

Brüt Tutar

Vergi Avantajı (%25)

 

Gider Etkisi Sebebiyle Tasarruf Edilen Kurumlar Vergisi

2.029.823,32

507.455,83

 

Yukarı yer alan çalışma tablolarından da anlaşılacağı üzere, 2026 yılı için yaklaşık 126.864,00-TL net huzur hakkı ödemelerinin, kurumlar vergisi mükelleflerine vergi yükü sıfır olduğu görünmektedir.

KAR PAYI NEDİR

Tasarruf sahiplerinin sermayelerinin ticaret ve sanayide değerlendirilmesi sonucu elde edilen kazancın kendilerine dağıtılmasına kâr payı denir.

Başka bir ifadeyle kâr payı, bir şirketin hisse senedi fiyatı doğrultusunda ne kadar ödeme yapıldığını yıllık olarak gösteren bir menkul sermaye iradıdır.

Kâr Payının Belirlenmesi

TTK m. 508 uyarınca esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa kâr ve tasfiye payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır. Pay sahiplerinin kâra katılımı hakkında esas alınan değer, şirketin yıllık bilançosu uyarınca belirlenen net dönem kârıdır. Net dönem kârı ise kanun ve esas sözleşme hükümleri uyarınca kararlaştırılır. Ancak dikkat edilmelidir ki, kanuni ve esas sözleşmede öngörülen isteğe bağlı yedek akçeler ayrılmadıkça pay sahiplerine dağıtılacak kâr payı belirlenemez (TTK m. 523/1). Bu nedenle kâr payı yıllık net dönem kârından ve ancak bu amaç için ayrılan veya herhangi bir belirli amaç taşımayan serbest akçelerden dağıtılabilir (TTK m. 509/2).

Kâr Payını Dağıtmaya Yetkili Organ

Genel kurulun devredilemez görev ve yetkilerini düzenleyen TTK m. 408/2’nin (d) bendinde finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kâr üzerinde tasarrufa, kâr payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kâra katılması dâhil, bu konulara dair kararların alınması genel kurulun devredilemez yetkisi olarak belirlenir. Böylece genel kurul kâr payının belirlenmesi ve dağıtımı konusunda tek yetkili organ olup, bu yetkisini yönetim kuruluna devretmesi mümkün değildir.

ORTAĞIN ŞİRKETTEN BORÇ KULLANMASI

Günümüzde birçok şirket ortağı, şirketleri ile istedikleri gibi para alıverişinde bulunabileceklerini düşünmektedirler. Oysa şirket ortağı, şirketin %100 hissesine de sahip olsa, şirket ile olan borç alacak ilişkisinde istediği gibi hareket edemez. Ortağın, şirket ile para alış verişi kanunlarımız açısından kurallar altına alınarak sınırları çizilmiştir.

Türk Ticaret Kanunu Açısından Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu’nun 358. maddesinde ortakların şirketten borç para alması sınırlandırılmıştır. Buna göre, pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ödemedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. Bu maddede şirkete borçlanmanın hangi durumda yapılamayacağı belirtilmekle birlikte, ne miktarda borçlanılacağının sınırı belirtilmemiştir.

Türk Ceza Kanunu Açısından Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu’nun 562. maddesinde, borçlanma yasağına aykırı davranan ortakların üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılacakları hüküm altına alınmıştır.

Türk Ceza Kanunu’na göre, adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesi şeklinde tanımlanmıştır.

Kurumlar Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirme

Kurumlar Vergisi Kanununun 13. Maddesine göre Kurumların, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir hükmü bulunmaktadır.

Bu çerçevede, şirketin ortaklarından olan alacaklarına emsallere uygun bir faiz uygulanması ve aylık dönemler itibariyle ortaklara fatura edilen bu faiz tutarlarının tahakkuk esası gereği kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

Ayrıca Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 11/1-c maddesine göre transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılan kazançlar kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilmektedir ve şirketin mali karına ilave edilmesi gerekmektedir. Ayrıca emsalin altında bir faiz oranı ile ortağa borç para verilmesi durumunda emsale aykırı belirlenmiş faiz tutarı 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13/6. Maddesi çerçevesinde Kurumlar Vergisi kanunlarının uygulamasında, hesap döneminin son günü itibarıyla ortağa dağıtılmış kâr payı olarak sayılacaktır.

Ayrıca transfer fiyatlandırılması incelemelerinde 20.12.2021 tarih ve 2021/DK-1/1 sayılı Vergi Denetim Kurulu Danışma Kurulu kararında belirtildiği üzere mükellefin ortaklarına para kullandırdığı durumlarda iç emsal yok ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından ilan edilen bankalarca açılan ticari kredilere uygulanan ağırlıklı ortalama faiz oranının kullandırılması gerektiği belirtilmiştir.

KDV Kanunu Açısından Değerlendirme

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinin 1. fıkrasında, Türkiye'de yapılan ve maddede sayılan işlemlerin katma değer vergisine tabi olduğu, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olacağı, ifade edilmiştir.

Anılan kanunun 4. ve 5. maddelerinde ise, hizmet ve hizmet sayılan haller tanımlanmıştır:

  • Hizmet, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemlerdir.
  • Bu işlemler; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi, şekillerde gerçekleşebilir.
  • Vergiye tabi bir hizmetten, işletme sahibinin, işletme personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlandırılması hizmet sayılır.

Bu hükümler ışığında bakıldığında, sermaye şirketlerinin ortaklarına cari hesap yoluyla borç para kullandırmaları işlemi, ticari anlamda bir finansman hizmeti olup, Kanunun 1/1. maddesine göre KDVʼ ye tabi bulunmaktadır.

Ayrıca, şirketler tarafından ortaklara karşılıksız dahi olsa borç verilmesi durumunda, KDV Kanunu 5.madde kapsamında hizmet işlemi söz konusu olup, söz konusu borç tutarına anılan kanunun 27.maddesi kapsamında emsal faiz oranı üzerinden faiz hesaplanarak faiz üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Ortağın Şirketten Borç Almasının Vergisel Sonuçları

Özellikle faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde ortağa şirketten borç verilmek suretiyle ortağın finanse edilmesi çok efektif olmayacaktır. Borç için işletilecek faiz yükü ve söz konusu faiz üzerinden hesaplanacak KDV yükü şirkete yüklü bir maliyet oluşturacaktır. Ayrıca bahsi geçen faiz tutarının ortak tarafından netice itibariyle ödemesi gerekecektir. Ancak zararda olan şirketlerde ve devreden KDV’si yüksek olan şirketlerde ortağa borç vermek suretiyle ortağın finanse edilebileceğini belirtmek isteriz.

HUZUR HAKKI ÖDEMESİ Mİ, KAR PAYI DAĞITIMI MI ŞİRKETTEN BORÇ ALMAK MI AVANTAJLI?

Huzur hakkı, kâr payı ve şirketten borç alma uygulamasında doğru karar verebilmek için bu üç konunun vergi maliyetini karşılaştırmak gerekir. Müdürlere ve yönetim kurulu üyelerine ödenecek huzur hakkı bir ücret olup mevcut mevzuat gereği asgari ücreti aşan kısmı vergilendirilir ve brüt tutarın tamamı aynı zamanda gider yazılarak kurum kazancından indirilmek suretiyle daha az kurumlar vergisi ödenir. Yöneticilere ödenecek kâr payında ise, ödeme esnasında %15 stopaj ödenir, kalan tutar hak sahibine ödenir. Ayrıca, kâr payı elde eden hak sahibi brüt tutarın %50’sini yıllık beyannameyle menkul sermaye iradı olarak beyan ederek hesaplanan gelir vergisinden stopajın düşülmesi sonrası kalan tutarın ödenmesi gerekmektedir. Şirketten alınan borç için ise şirketin ortak adına faiz hesaplaması ve bu faiz üzerinden de KDV hesaplaması gerekmektedir.

2026 yılı için yıllık 2.029.823,32 TL brüt huzur hakkı ödenmesi halinde, kurumlar vergisi mükelleflerine vergi yükü sıfır olarak hesaplamıştık. İlgili tutarın kar payı olarak dağıtılması ve ortağa borç olarak verilmesi halinde ise ortaya çıkabilecek vergi yükü hesaplaması aşağıdaki gibidir.

Kar Payı Dağıtımı

Tutar

Brüt Kar Payı Tutarı

    2.029.823,32

Tevkifat Tutarı (%15)

304.473,50

Ödenecek Net Kar Payı

1.725.349,82

Beyan Edilecek Kar Payı (%50 İstisna)

1.014.911,66

Hesaplanan Gelir Vergisi

237.719,08

Mahsup Edilecek Tevkifat Tutarı

304.473,50

Ödenecek Gelir Vergisi

(66.754,42)

Toplam Vergi Yükü

237.719,08

 

Borç Verilmesi

 Tutar

Verilen Borç Tutarı

2.029.823,32

Hesaplanan Faiz Tutarı*

    1.014.911,66

Faiz Üzerinden Hesaplanan KDV

      202.982,33

Hesaplanan K.V.

      253.727,92

Ödenecek Toplam Vergi

    456.710,25

 *Faiz oranı yüzde elli olarak dikkate alınmış olup, hesaplama bir yıllık süreyi kapsamaktadır.

SONUÇ

Şirket ortaklarından seçilen yönetim kurulu başkan ve üyelerine verilen yetki ve sorumlulukları dolayısıyla aldıkları riskler, şirket için vermiş oldukları hizmetler ve yönetim kurulu toplantılarına katılmaları karşılığında, şirket ortaklarına “huzur hakkı’’ adı altında ücret verilebilecektir.

Huzur hakkı olarak ödenen ücretler, ticari faaliyetin sürdürülmesi için katlanılan genel giderler kapsamında değerlendirildiğinden ve emsallerine ve şirketin mali durumuna uygun olması halinde kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. Buna karşılık, şirket ortaklarına dağıtılan kâr payları “menkul sermaye iradı” olarak nitelendirildiğinden ve ticari kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınamadığından, kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkün değildir.

Ayrıca şirket tarafından huzur hakkı veya kar dağıtmak yerine ortağa borç vermek suretiyle de ortak finanse edilebilmektedir. Bu çerçevede konu değerlendirildiği taktirde ulaşılabilecek sonuçları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.

Şirketlerin kar payı dağıtabilmesi için şirketin kar etmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla kar elde etmeden ortağın kar dağıtmak suretiyle finanse edilmesi de mümkün olmayacaktır. Bu kar üzerinden öncelikle kurumlar vergisi ödeneceği unutulmamalıdır.

Dönem zararı oluşan şirketlerde asgari ücreti aşan huzur hakkı ile ortağın finanse edilmesi durumunda söz konusu huzur hakkının kurumlar vergisi etkisi de kullanılamayacağı için ödenen gelir vergisi ve damga vergisi şirket üzerinde bir yük oluşturacaktır.

Özellikle faiz oranlarının yüksek olduğu dönemlerde ortağın şirketten borç verilmek suretiyle finanse edilmesi şirket nezdinde yüksek tutarda adat geliri ve hesaplanan KDV yaratacağı için bu yöntemi tavsiye etmemekteyiz. Ancak devreden KDV ve zarar eden şirketlerde ise bu dönemlerde ortağın şirketten borç verilmek suretiyle finanse edilmesi tercih edilebilecek bir yöntem olarak karşımıza çıkacaktır.

Asgari ücrete kadar ödenecek huzur hakkı, şirket zararda olsa da bir vergi yükü oluşturmayacaktır. Ancak zarar eden şirketlerde asgari ücretin üzerinde ödenen huzur hakkının şirkete vergi yükü oluşturacağı tabiidir.